DKAB HABER PORTALI - 13 Aralık 2017, Çarşamba

Hayatın oyun ve eğlenceye dönüşmesi

Hayatın oyun ve eğlenceye dönüşmesi

İletişim teknolojilerinin taşıdığı modern kültürün İslâmî zaviyeden layıkıyla değerlendirilmesi bu yazının boyutlarına sığmayacak kadar çok yönlü bir meseledir. Ancak biz bu hususta birkaç noktaya değinmekle yetineceğiz. Dinimizde, sınırlı bir zaman dilimi olarak Allah tarafından insana verilmiş ömrün nimetlerin başında geldiği ve insanın bundan dolayı hesaba çekileceği bildirilmiş, insanın vaktini meşru çerçevede gerek dünyası gerekse ahireti bakımından faydalı uğraşlarla değerlendirmesi teşvik edilmiş ve abesle iştigal haram kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de vaktin israfı manasına gelen uğraşlar “la’b” (اللعب), “lehv” (اللهو), “abes” (العبث), “lagv” (اللغو) gibi kelimelerle ifade edilmiştir. Ragıb el-İsfehânî’nin Müfredât isimli Kur’an sözlüğünden hareketle bu kelimelerin manalarına baktığımızda şu kanaate varıyoruz:

“La’b”, “kişinin fiilinin sahih, hakiki maksada yönelmemesi” manasında “oyun” demektir. “Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.”(el-Ankebût 29/64) ayetinden de anlaşılacağı üzere nihaî maksadı ahirete, Allah rızasına yönelik olmayan her türlü dünyevi meşgalenin nihayetinde oyun ve oyalanmadan ibaret olduğu anlaşılıyor. Kişinin hakiki işine oyun karıştırmasına ya da sahih ve hakiki bir amacı olmayan her şeye abes denir. Benzer şekilde lagv kelimesi de düşünme ve tefekküre dayanmayan, hesaba katılmaya değmez her türlü boş ve çirkin söz demektir. (bk. el-Mu’minun, 23/3, el-Kasas 28/55, el-Vakıa 56/25, en-Nebe 78/35)

Öte yandan kendisini asıl ilgilendiren ve endişelendiren, hüzünlendiren, kederlendiren hakiki varoluşsal meselelerinden insanı uzaklaştırıp meşgul eden ya da dikkatini başka yöne dağıtmasını sağlayan her şey lehviyyâttır. Türkçe meallerde “lehv” kelimesi genelde eğlence olarak tercüme edilir. Enbiya süresindeki (لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ), “Kalpleri hep lehvde” (el-Enbiyâ 21/3) ifadesi; kalpleri kendilerini ilgilendirmeyen boş şeylerle meşgul olup asıl ilgilenmesi gereken hakiki şeyleri unutmuş, gaflet içinde eğlenceye dalmış kimseyi tarif eder. Benzer şekilde (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُر) “Sizi oyaladı” (et-Tekâsür 102/1) ifadesinde insanın mezara gidinceye kadar çokluk/biriktirme arzusu tarafından oyalandığı ifade edilir. Demek ki kendisine fayda ve zararı olmayan, insana varoluş maksadını unutturarak onu oyalayan her şey haram kılınmış olmasa dahi lehviyyâttan olup dinimizce kerih görülmüştür.

Kur’an-ı Kerim’deki “hevâ” (الهوى) kelimesi nefsin şehvete, arzuya meyletmesi ve lehviyyâta müptelâ olmasıdır. Bu mefhumun “hevâ” kelimesiyle adlandırılmasının sebebi, hevaya meylin insanı dünyada her türlü felâkete, ahirette de hâviyenin/cehennemin içine düşürecek olmasıdır. Zira “el-huviyyu” yüksek bir yerden alçak bir yere, yani ulviyâttan süfliyâta düşmek, başka bir ifadeyle insanî faziletleri yitirerek beşerleşmektir. Yüce Allah insanın hevâsına tâbi olmasını, hevâsını tanrılaştırmasını şiddetle yermiştir. (bk. el-Araf 7/176, Sad 38/26, el-Casiye 45/23) Öyle görünüyor ki bütün bu Kur’anî kavram ve tanımlamalar başından beri tarife çalıştığımız modern insanın oldukça veciz bir tasviri gibi görünmektedir.

Modern kültür, insanı lehviyyât alanına çekerek onun bütün dikkatini, ilgisini mümkün olduğunca yaşanan “an”a, “şimdi”ye hasretmekte ve tarihsizleştirmektedir. Böylece insan varoluşunun temeli olan mebde’ ve meâdı, başka bir ifadeyle “nereden gelip nereye gittiği” meselesini gündelik hayatın, eğlence, dedikodu, moda, alış-veriş, spor, magazin gibi “hobi” tarzındaki meşgale ve meraklarla örtmektedir. Oysa İslâm insanın tarihini Hz. Adem’e hatta, insanın Rabbiyle sözleşme vakti olan “Kalû Belâ” ya kadar geri götürmekte geleceğini ise ahiret yurduna doğru ebedileştirmektedir. (Altaytaş, Çağdaş İnkârcılık, s. 112) Beşerin insan olma olgunluğuna erişebilmesi, akıl-baliğ olması hayatını ve tercihlerini bu tarihsel şuurla irtibatlandırmasıyla mümkündür.

Yaratılmış olan her şeyin Allah’la bir ahdi vardır ve sadece insanın bu ahdi unutmak gibi bir özelliği ve özgürlüğü vardır. Bu manada modern Batı kültürü bir unutma, nisyan ve isyan medeniyetidir. Unutmak, örtmek, küfre doğru yol almak demektir. (bk. İsmet Özel, Faydasız Yazılar, s. 32-35) Kur’an’ın bir “hatırlatma” (zikr), Hz. Peygamberin de bir “hatırlatıcı” (müzekkir) olarak zikredilmesi boşuna değildir. Yaratılmışlığının farkına varmak ve ölümü hatırlamak, hayat bulmak ve her şeye rağmen insan olmak/kalmak için bir vesiledir. Çünkü ölüm bize hayatın ödünç verildiğini hatırlatır. Borcu kabul etmeyen için dünya kayıtsız bir etkinlik alanı, keyfî bir tasarruf yeridir. Dünyada bulunuş, bir borcu ifade etmiyorsa kaçınılmaz olarak fesada vesile olan eylemlere kaynaklık edecektir.

Muhammet ALTAYTAŞ/maltaytas22@hotmail.com

 

Beğen(7)Beğenme(0)

Yorumlar

  1. Musa DAĞTAŞ diyor ki:

    Güzel bir makale olmuş.Emeğinize sağlık.....Zaman olursa devamını bekleriz.......

    Beğen(0)Beğenme(0)

Yorum Yaz